SINIR KOYABİLMEK İÇİN ÇILDIRMAK MI GEREKLİ?

Hayatta her insanın kendine has, paha biçilemez bir yaşam alanı var. Kişisel bir şatoyu andıran bu yaşam alanının etrafında kiminde meyve ağaçları, çiçekler, yeşillik alanlar kiminde de dinlenme alanları, havuzu ve sayamadığım birçok önemli imkânı mevcut olabiliyor. Ancak problem şu ki; bu derece güzel bir alanı, etrafına duvarlar örerek koruma altına alma ihtiyacı duymuyoruz çoğu zaman. Hal böyle olunca etrafımızdaki insanlar bizim yaşam alanımıza rahatlıkla girebiliyor ve bu alanda keyfince zaman geçirebiliyor.



Başlangıçta rahatsız olmak bir yana oldukça seviniyoruz bu davetli ya da davetsiz misafirler nedeniyle. Hatta ağaçlarımızdan meyveler toplayıp, yoldan geçen ve yaşam alanımızı henüz fark etmemiş kişilere ikramda bulunuyor ve onların da imkanlarımızı fark etmesini sağlıyoruz. Onlar bizim yaşam alanımızdaki imkanları kullanıp, keyfini sürüyor ve ihtiyacını giderince de ayrılabiliyor yaşam alanımızdan. Günlerimiz bu şekilde mutlu, mesut geçip gidiyor.


Zamanla misafirlerin bizim yaşam alanımızı çok da özenle kullanmadığını fark etsek de ses çıkarmıyoruz.

Ancak bu özensiz davranışa maruz kalmaya devam ettikçe, misafirperverliğimiz(!) çok geçmeden yerini gücenmişlik duygusuna bırakmaya başlıyor. Çünkü yaşam alanımıza yeterine özen göstermeyen misafirlerimiz nedeniyle, meyve ağaçlarımız zarar görmeye, çimenlerimiz sararmaya ve çiçeklerimiz kurumaya başlıyor. Yaşam alanımızın eskisi kadar albenisinin olmaması misafirlerimizin de dikkatinden kaçmıyor ve sitem ve eleştirilerden nasibimizi alıyoruz. Bu tutum, sebebi olmadığımız bu sorunlardan dolayı yaşadığımız üzüntüye, öfke ve çaresizlik duygularının eklenmesine neden oluyor.



Tüm bu olumsuz deneyimlere rağmen yaşam alanımızı geç de olsa duvarlarla örüp onu koruma altına almak, çözüm alternatifi olarak aklımıza bile gelmiyor. Ne yazık ki en kötü kabuslarımızda bile bu sorunun sebebinin bizden kaynaklandığını göremiyoruz.

Peki insan, bu derece güzel bir yaşam alanını, neden duvarlar örerek koruma altına almaz/alamaz?

  • Karşılaştığımız örnekleri incelediğimizde bunun birden fazla sebebinin olabileceğini söyleyebiliriz. Örneğin, duvar örülmemesinin en yaygın sebeplerinden birisi, sahip olduğumuz imkanların, etrafına duvar örülecek kadar kıymetli görülmemesidir. Sahip olduklarımıza dair bu değersizlik algısı, ‘Duvar örecek kadar önemli ne var ki burada?’ şeklinde bir umarsız tutumla bizi bu davranışa itmektedir.

  • Duvar örülmemesinin yaygın bir diğer sebebi ise yalnızlık korkusudur. Duvar örüldüğünde insanların yaşam alanımıza rahatlıkla giremeyeceğini ve bu durumun bizi yalnızlığa iteceğine dair hissettiğimiz kaygı, duvar örme ihtiyacımızı göremememize neden olmaktadır.

  • Bir diğer yaygın sebep ise ‘Verme’nin almaktan daha önemli bir ihtiyaç olduğunu içsel olarak hissettiğimiz, kurtarıcı tutumlarımızdan kaynaklanan tatmindir. Kendi ihtiyaçlarımız yerine başkalarının ihtiyaçlarına bu derece odaklı olmamız, yaşam alanımıza duvar örme fikrini aklımıza bile getirmemektedir.


Yaşam alanımız henüz zarar görmemişken duvar örülmemesinin yaygın bu sebeplerinin yanı sıra misafirlerimizin özensiz davranışlarından sonra sorunların daha da büyümemesi için geç de olsa hayır diyemememizin en yaygın sebebi ise, bu alanı kullanmayı alışkanlık haline getirmiş kişileri, alışkanlıklarından mahrum bırakarak öfkelendirmek ya da gücendirmek istemememizdir. Er ya da geç yaşam alanımızı korumak için duvar örmeyişimizin gerekçelerine muhakkak ki başka örnekler de verilebilir. Ancak yaşadığımız zorluklardan dolayı ruh sağlığımızın bozulma tehlikesiyle karşı kaşıya kalmamız durumunda B planına geçerek, gönüllü öremediğimiz duvarı, zorunlu olarak örüp üzerine aşağıdaki tabelayı yapıştırırız:

‘Bu alan, Sağlık Bakanlığı tarafından ………………… nedeniyle karantina altına alınmıştır. Anlayışınız için teşekkür ederiz’.

Tabela da yer alan boşluğa obsesif kompulsif rahatsızlık, panikatak, depresyon, öfke kontrol güçlüğü gibi birçok psikolojik kökenli rahatsızlığın yanı sıra bir o kadar da fizyolojik kökenli farklı rahatsızlıklar gerekçe olarak yazabiliriz. Normal şartlarda insanlara koyamadığımız sınırı, ruh ya da beden sağlığımızın bozulmasını mazeret göstererek koyabiliyor, böylece insanların yaşam alanımızdan mahrum kalmalarından dolayı hissedebileceği öfke ve gücenmişlikten de kendimizi korumaya çalışıyoruz.

İnsanlardan gelen ‘Beni yaşam alanına almaması hastalığı ile ilgili geçici bir durum ve bunu anlayışla karşılıyorum’ tepkisi yaşadığımız rahatsızlığın ikincil kazancı olarak hanemize eklenmektedir. Burada aklımıza gelen şu soruların cevabını dikkatli bir şekilde vermeliyiz:

  1. ‘İnsanlardan sert bir tepki görmeden onlara sınır koymama yardımcı olan bu rahatsızlığımı gerçekten yenmek istiyor muyum?’.

  2. Rahatsızlığımızı mazeret olarak göstermeden insanlara sınır koymamız halinde ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla baş etmeye gücümüz var mı?



Psikolojik Danışman / Mehmet Akif KARAKUŞ

Muhakkak ki yaşanan tüm rahatsızlıkların tek sebebi sınır koymamamız olamaz. Buna rağmen sınır koyamamamızın bazı rahatsızlıkları tetiklediği gerçeğini de yok sayamayız. Burada amaç insanlara duvar örerek kendimizi yalnızlaştırmak değil, insanların kontrolsüz bir şekilde yaşam alanımıza girmesini engellemektir. Yani bize ait olan yaşam alanına bizim bilgimiz dahilinde yalnızca bahçe kapısından girilmesini öğretmekten bahsediyoruz. Unutmamamız gereken önemli nokta, er ya da geç bu duvarın örüldüğüdür. Ya bilinçli ve sağlıklı bir şekilde ya da bilinç dışı ve sağlıksız bir şekilde. Karar sizin, sınır koyabilmek için gerçekten çıldırmak gerekli mi?


Mehmet Akif KARAKUŞ Psikolojik Danışman